gri havalardan sonra kusursuz bir hava. içim ısındı.
Çarşamba, Ekim 29
burn after reading
Pazar, Ekim 26
sansüresansür
Salı, Ekim 21
Pazar, Ekim 19
happy-go-lucky
Perşembe, Ekim 16
Çarşamba, Ekim 15
Pazartesi, Ekim 13
2. raunt
bu sefer discovery channel tadında diş sergilemek yok, kendisine çabucak veda ettim. 20lik dişsiz, dişeti kanaması ve çekilmesi sıfıra inmiş bir ağzım var. so underground it hurts.
görsel materyallerimin durduğu dosyayı dün silmişim. bugün undelete'lerle boğuştum ama olmadı. this hurts worse.
Cuma, Ekim 10
Çarşamba, Ekim 8
Pazar, Eylül 21
Cuma, Eylül 19
1. raunt

- peki kemiğin ne kadar erimiş görmek istemiyor musun hiç?
her şey 2 ay önce başladı. kanayan diş etleri, gidilen dişçi, gönderilen periodontolog. temizlenen diş taşları. 20lik dişin diş etinden kemiğe sıçrayan iltihabın kemiği eritmesi. halk arasında diş çekilmesi. çözüm: diş etleri kıtır kıtır kesilecek, ameliyatla iltihap temizlenecek, dikiş atılacak. belki 20liği de çekeriz.
bu belki 20liği de çekerize kadar, yukarda alıntıladığım soru haricinde her şey "sen ağzındaki sesleri değil müziği -bartoli- dinle" cümlesinden hareketle çok güzel. çeçilya ile beraber denizde yüzüyorum. mavi sular. dişçi koltuğunda oturan biri için gevşek bile sayılırım.
sonra çekme işlemi, dudak yanlarına sürülen bepanten, dişi elaveyt etmeler, kerpetenle sökmeye çalışmalar. diş mi inatçı, ben mi, doktor mu.
hala kanayan bir diş boşluğu. oldukça fazla dikiş. ağızda tampon ve kan tadı. hello, i am a vampire.
Pazartesi, Eylül 15
defter

defter almak ve yazmamak, başlayıp da bitiremediğim defterler. bugün periodontolog randevum oncesi dnra girip kendime bir morning glory ısmarladım. küçük ve çizgili. içine kimbilir neler yazacaktım. operasyona hazırken, elektrikler kesildi, gelmedi. her şey cumaya kaldı. defterimin ilk sayfasına yazdığım cümleleri yine sevmedim, yırttım, attım. çantamdaki moleskine'in yanında sessizce dururken, yazamadığım cümleleri, kelimeleri, harfleri düşündüm.
Çarşamba, Eylül 10
too much love will kill you

dergi aşkı ölümcül olabilir, eviniz dergi ev olabilir!
sevgilim kitaplarıma "çeyiz" gözüyle bakıp mutlu olduktan az sonra dergilerle göz göze gelince korkmuştu. ki o zaman yalnızca alçakgönüllü bir dağ havası veriyordu odaya. sıra dağ olmaya başladıklarında hemen ben de korktum. eşşek gibi ağırlar bir, içlerinde asla bir daha bakmayacağım dergi sayısı bakacaklarımdan fazla iki, üstüne üstlük aşağıda annemin izleyip de bir türlü gol atamadığımız maçın truebloodın en seksi sahnelerine tecavüz ediyor olması üç derken at-atma-biraz zaman ver şıklarından oluşan çoktan seçmeli bir kendini sınama sınavına girdim. biraz vakit geçirip "bi dursun bakayım"ların içinden senelerdir biriktirdiğim vogueları da çıkardım -itiraf ediyorum, ingiliz basımları hariç- ve geriye minimal bir tepe kaldı. onların vakti gelecek mi bilemiyorum ama içimdeki arşivci ruhu aldırdım onu biliyorum.
kesilen ağaçlar mevzuna hiç girmeyelim.
Pazartesi, Eylül 8
wanna do bad things with you!
Perşembe, Eylül 4
aşk'a
Çarşamba, Eylül 3
buradan çok uzakta
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













