Çarşamba, Haziran 1
flaming june
I want to be where
your bare foot walks,
because maybe before you step,
you will look at the ground.
I want that blessing
Perşembe, Mayıs 26
enter the void
ait olmak ve açılımları: birine ait olmak, bir yere ait olmak, ait hissetmek, ait olmak istemek, ait olmadığından korkmak. aidiyet. sanırım varoluşumuzun temel meselelerinden biri bu. hiçbir yere kendimi ait hissedemediğimden ve her yere ait olduğumdan ötürü bence bana ait tek şey yine ben. o da geçici bir zaman için. bu üstten bakışı hep korursak hayat boşlukta geçmeyebilir.
Cuma, Nisan 22
Mutlak Aşk
Dinle sevgilim, uzun bir seyahate çıkacağım, hareketimden evvel bazı şeyleri söylemek arzusundayım.
Yokluğum fazla uzayabilir, zaman zaman, dediklerimi dinleyerek saptarsın ki: hayatta kimse kimseyi anlayamaz, kimse kimsenin yerini tutamaz; aşk dediğimiz, ya vahim bir yanlış anlaşılmadır, ya kötü bir hayal kurma tarzı: iki kişinin ikisi de, öbürünün yerine hayal kurmaya kalkıştığından, sukut-u hayaller eksik olmaz! Sen dediğime kulak ver, kendimizden başkasını sevemiyoruz; sevdiğimiz, şahsiyetimizin dışlaştırılmış, bir başkasının üzerinde somutlaştırılmış hayali; o başkası da kendisini üçüncü bir şahıs üzerinde dışlaştırır, somutlaştırır: arada ahenk kurulamaz, nasıl kurulsun, sevdiğimizle sandığımız farklı!
Muvaffak bir çift, yalnızlığa tahammülü yüksek iki insan manasını taşır: çift demek, yanyana iki yalnızlık demek, beraber bile olamamış, kesişmesi bile zor! Onun için böyle bir hayatı, içine girip kurbanı olmadan yaşayacaksın, yani uzaktan. Uzaktaki, soyut, hemen hemen yok bir şahsı sevmekten güzelini tasavvur edemiyorum. Yakında olmayan sevgili tahayyülde yaşatılır, hayalde yaşamak az evvel açıkladığım kaideye uygun olarak, onu kendine benzetmektir; yanında bulunmayacağından, o buna ne itiraz edebilir, ne müdehale: sevdiğini hayalinde değiştirdikçe, kendine benzettikçe daha çok seversin, böylece denge korunmuş olur.
Sevmek! Sevmek esasında alıp başını gitmektir, sevgiliden uzaklaşan mutlak aşka yaklaşır, sevdiğini gönlünde kendi bildiğince yeniden yaratarak...
Atilla İlhan
Yokluğum fazla uzayabilir, zaman zaman, dediklerimi dinleyerek saptarsın ki: hayatta kimse kimseyi anlayamaz, kimse kimsenin yerini tutamaz; aşk dediğimiz, ya vahim bir yanlış anlaşılmadır, ya kötü bir hayal kurma tarzı: iki kişinin ikisi de, öbürünün yerine hayal kurmaya kalkıştığından, sukut-u hayaller eksik olmaz! Sen dediğime kulak ver, kendimizden başkasını sevemiyoruz; sevdiğimiz, şahsiyetimizin dışlaştırılmış, bir başkasının üzerinde somutlaştırılmış hayali; o başkası da kendisini üçüncü bir şahıs üzerinde dışlaştırır, somutlaştırır: arada ahenk kurulamaz, nasıl kurulsun, sevdiğimizle sandığımız farklı!
Muvaffak bir çift, yalnızlığa tahammülü yüksek iki insan manasını taşır: çift demek, yanyana iki yalnızlık demek, beraber bile olamamış, kesişmesi bile zor! Onun için böyle bir hayatı, içine girip kurbanı olmadan yaşayacaksın, yani uzaktan. Uzaktaki, soyut, hemen hemen yok bir şahsı sevmekten güzelini tasavvur edemiyorum. Yakında olmayan sevgili tahayyülde yaşatılır, hayalde yaşamak az evvel açıkladığım kaideye uygun olarak, onu kendine benzetmektir; yanında bulunmayacağından, o buna ne itiraz edebilir, ne müdehale: sevdiğini hayalinde değiştirdikçe, kendine benzettikçe daha çok seversin, böylece denge korunmuş olur.
Sevmek! Sevmek esasında alıp başını gitmektir, sevgiliden uzaklaşan mutlak aşka yaklaşır, sevdiğini gönlünde kendi bildiğince yeniden yaratarak...
Atilla İlhan
Pazartesi, Nisan 18
the killing
ortalığı sıkıcı tarihi diziler basmışken bu yoklukta indirdiğim AMC'nin yeni dizisi danimarka televizyonundan uyarlama the killing'ten memnunum. senelerimi cinayet romanlarına verip poirot ile yatıp marlowe ile uyanmamdan sebep iyi kotarılmış cinayet filmlerine/dizilerine bayılıyorum. gelsin suspense gitsin popcorn. hikayenin başlangıcı itibareyle laura palmer'ı özlemle andım. tonu ve görüntüleriyle bana seven'ı anımsattı. kasveti bir tek ekranda seviyorum, yaşasın karanlık!
Perşembe, Nisan 14
the past is a foreign country

kumun suyla son kez buluştuğu o ince çizgide yürümüştük ve sen tüm plajdaki en güzel belin bende olduğunu söylemiştin.
yalan söyleme inanırım.
yalan söyleme.
yalan söyle.
sonsuzluk ne yorucu, bir gün biteceğini bilmek neden beni hiç rahatsız etmedi? işte her şeyin bir ömrü var dedim, bitince gerisi kalp kırıklığı. değersizleştirmenin binlerce yolu var, çok kullanılmış beyaz atletini öbür gün tuvalet fayanslarını silerken görmek gibi. daha dün üzerimde, tenime yapışıktın, şimdi nereye gittin? hep zor gelen bu oldu bana. bir bağ, var bir halat ve ona baltayı saplayıp koparmak, iki yabancı olmanın konforunu asla hissedemeyecek iki yabancı olmak. başka birilerine aynı cümleleri en baştan kurmak. her şeyiyle ödünçlük üzerine kurulmuş bir sistemden verebileceğinden fazlasını beklemek naiflik değil mi?
herkes kendi var oluşundan mesul.
Salı, Mart 22
ah minel aşk!
bir aşağı bir yukarı bir ileri bir geri. ay yaklaşıp uzaklaşıyor, her şey birbirini çekiyor ve itiyor. belki de denge arama çabası nafiledir.
birini öldürme planları yapıyormuşum hissi kaplıyor içimi, tekinsiz ve huzursuz yatakta sağdan sola dönüyorum. kalbim pıtpıtpıt atıyor, dakikada 84 kere. sonra belki de kurban benimdir diyorum, her şey havaya atılmış ve asılı kalmış, yere düşmelerini etrafa saçılmalarını bekliyorum. bekliyorum o an gelsin ve ben bu resmi buruşturup atabileyim, her an ağlamaya hazır gözlerimden akan yaşlara inat kıs kıs gülebileyim. kalbim ve aklım arasındaki o gedikte sonsuza dek asılı kalmaktansa, olmayacak duaya her gün amin demektense, denemiş olmanın hafifliği bitirmiş olmanın ağırlığıyla ve senin ay yüzeyindeki bir krater olduğun hayaliyle hep böyle sevdalı ama hep uzağında kalabileyim.
Cuma, Mart 4
eşyanın tabiatı
bireysel kurtuluşumuz işte burda başlıyor.
kerrat cedvelini adım gibi bilmeliydim ki hayatta her soruya bir cevabım olsun. soruyorum neden? neden o? neden onu seçtin?
altıkereyedi gibi bir cevabı olmalı her sorunun. net, hızlı, sağlaması yapılabilir. matematikten hiç anlamıyorum inan, bir tek rakamlara güveniyorum. seninle beni toplayınca sonuç bazen sıfır bazen bir. yaşayıp göreceğiz işte, nasıl olsa bu hayattan canlı çıkılmıyor.
Pazartesi, Şubat 28
Cuma, Şubat 18
shameless / episodes
Aslında bir channel 4 yapımı olan Shameless karşımıza US remake ile çıktı. Orjinali remakeinden ne kadar iyidir bilemiyorum ama ben şu an hastası olma yolunda emin adımlarla ilerlemekteyim. Alkolik baba Frank ve altı çocuğunun hikayesini anlatıyor. İngilterede şu an 8. sezonu oynuyor olması beni rahatlatıyor. Showtime çekmeyi bıraksa bile elimizde orjinaller var!
İlk birkaç bölüme dişimi sıktıktan sonra şimdi izlemekten büyük keyif aldığım diğer dizi ise Episodes. İçinde Matt LeBlanc olan her şeyi izlerim, ama asıl bomba Green Wing ve Black Books'ta tanıyıp sevdiğim Tamsin Greig'in de oynuyor olması. Dizisiz bir hayat, hatadır.
Salı, Şubat 15
look and tell
‘The only true voyage of discovery, the only fountain of Eternal Youth, would be not to visit strange lands but to possess other eyes, to behold the universe through the eyes of another, of a hundred others, to behold the hundred universes that each of them beholds, that each of them is.’ –Marcel Proust
Pazar, Şubat 13
Salı, Şubat 8
korku'dan yürüyüp geçerken

Swift as a deer. Quiet as a shadow. Fear cuts deeper than swords. Quick as a snake. Calm as still water. Fear cuts deeper than swords. Strong as a bear. Fierce as a wolverine. Fear cuts deeper than swords. The man who fears losing has already lost. Fear cuts deeper than swords. Fear cuts deeper than swords. Fear cuts deeper than swords.
— Arya Stark, A Song of Ice and Fire
I must not fear.
Fear is the mind-killer.
Fear is the little-death that brings total obliteration.
I will face my fear.
I will permit it to pass over me and through me.
And when it has gone past I will turn the inner eye to see its path.
Where the fear has gone there will be nothing.
Only I will remain.
Fear is the mind-killer.
Fear is the little-death that brings total obliteration.
I will face my fear.
I will permit it to pass over me and through me.
And when it has gone past I will turn the inner eye to see its path.
Where the fear has gone there will be nothing.
Only I will remain.
— Bene Gesserit Litany Against Fear, Dune
Pazartesi, Şubat 7
uyumakla uyanmak arasında bir yerde
Üzgünüm eskisi gibi değil lunapark. Bi yanıp bi sönerken, hiç gitmemiş gibi ışıklar ama baksana bana gölgeme döndüm halim perişan. Bi yanıp bi söner. Bi yanıp bi söner. Bi yanıp bi söner. Hiç gitmemiş gibi ışıklar ama.
Sen nehirleri yataklarından ayırırdın da örterdin üstümü. Hani yuvarlanıverirdi taşlar, yani canları isterse. En güzel günleriydi onlar ama geri geleceklermiş gibi değil, bu sefer, mutsuzum ama keyfim yerinde. Gel beraber diye değil. Karanlık. Artık hurda bir eşyadır ve en güzel yerinde durur evin.
Salı, Ocak 25
yes!

the sun shines for you he said the day we were lying among the rhododendrons on Howth head in the grey tweed suit and his straw hat the day I got him to propose to me yes first I gave him the bit of seedcake out of my mouth and it was leapyear like now yes 16 years ago my God after that long kiss I near lost my breath yes he said I was a flower of the mountain yes so we are flowers all a womans body yes that was one true thing he said in his life and the sun shines for you today yes that was why I liked him because I saw he understood or felt what a woman is and I knew I could always get round him and I gave him all the pleasure I could leading him on till he asked me to say yes and I wouldnt answer first only looked out over the sea and the sky I was thinking of so many things he didn't know
I was a Flower of the mountain yes when I put the rose in my hair like the Andalusian girls used or shall I wear a red yes and how he kissed me under the Moorish wall and I thought well as well him as another and then I asked him with my eyes to ask again yes and then he asked me would I yes to say yes my mountain flower and first I put my arms around him yes and drew him down to me so he could feel my breasts all perfume yes and his heart was going like mad and yes I said yes I will Yes. /Ulysses
Cuma, Ocak 21
4. gün
kapının önüne bırakılan ayakkabıların alınmış, sakladığın kutuların içinde hep benim fotoğraflarım, ellerime bakıp duruyorum, severdin ellerimi. sen diye toprağı seveceğim ben de, yarın. özledim seni.
Perşembe, Ocak 20
Salı, Ocak 18
dar vakit
Anneanneciğim,
Ertesi sabah Gözdemlere giderken giyeceğin -ve asla giyemediğin- elbisen dolapta diğerlerinin yanında asılı duruyor. Düşündüm, biri gidince eşyaları ne kadar çoğalıyor. Yatak odanın önünden geçerken her sabah erkenden kalkıp hiç yatmamışcasına topladığın yatağına bakıyorum. Koltuğun arkasında duruyor hala battaniyen. Bugün terliklerini gördüm birinin ayağında. Herkes seni gülümseyerek anımsadı bugün, ne kadar tatlı dilli olduğunu, anlattığın hikayeleri. Hikayelerini her gün dinliyor ve sana diyordum ki : anneanne daha önce anlattın. Şimdi hiçbirini hatırlamıyorum. Yarın seni taşıyan bedenin toprakla buluşacak. Bana kalan anıların, hüzün ve suçluluk hissi. Daha çok vakit geçirseydim, daha çok yanında otursaydım, daha çok daha çok. Daha artık yok.
Pazartesi, Ocak 10
ölümün tadı

Boruyla zorla beslenmenin ardından bütün gece ağlayıp 3 gündür konuşmayı ve yemek yemeyi reddeden anneannem kollarını sıvazlayıp serumunu çıkarmak istiyor. Her defasında çıkarma diyorum. Dediklerimin onda bir karşılığı var mı, anlamıyorum. Sadece nefes alıp veren bir alet gibi bedeni. Bense bilmediği bir dili konuşuyorum, ikimize birden kızıyor beni anliyor musun diye soruyorum, başını hafifçe sallıyor. O zaman bir şey söylesene anneanne diyorum, gözleri soru işareti. Neden burada olduğunu anlamayan bakışları ile bakışırken gözlerim doluyor, ağlamaya başlıyorum. Ölmek diyorum ne kadar zor.
Perşembe, Ocak 6
you will meet a tall dark stranger

Hayatın bir Woody Allen filmi olma ihtimali yüksek, ya da Woody Allen filminin hayatı birebir taklit etmesidir gerçeğin kendisi. Zaaflarınca yönetilen bir varlığın kendini düşürdüğü tuzaklara bakmak, kendini izlemek. Bu film insanı uykusunda konuşturur.
Life's but a walking shadow, a poor player
That struts and frets his hour upon the stage
And then is heard no more. It is a tale
Told by an idiot, full of sound and fury
Signifying nothing." — Macbeth
That struts and frets his hour upon the stage
And then is heard no more. It is a tale
Told by an idiot, full of sound and fury
Signifying nothing." — Macbeth
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










