Salı, Nisan 29
hadi ordan canım!
ev kadınlığını -ki bu durumda evdeki fahişeyi- yüceltmek dönem dönem reklamlarda tırmanıyor. bu reklam da beni dehşete sürükledi, portre edilen kadınlar üst orta sınıf, zengin kocayı kapmış (kim kaybetti siz buldunuz?) ve çalışmamayı tercih etmiş, saçlar fönlü elbiseler kabarık. hayatı ise monoton olamaz perdesi var çarşafı var havlusu var kızın allahaşükür. böylece superstructure ne durumda görmüş oluyor ve domestik hayaller kuran her kadına kapitalizme hizmet etmesi için yalvaracak hale geliyorum. erkek mi egemen kapitalizm mi? bunalıma girmemek mümkün değil. kullanılan şarkı ise ayrı ironik - fame, i am gonna live forever - evimde mutluyum ben. hadi ordan canım.
Pazartesi, Nisan 28
vize alacaklara önsöz
1-telefonla randevu alma bence yıldırma çalışmalarının ilk basamağı. geçen pazartesi özlem hanım kızımızla konuştuk, kendisi işinin hakkını veren bir insan: ancak yapay zeka olmaya yaklaşmış mucizevi bir beyin bu kadar seri, eksiksiz ve hatasız konuşabilirdi. ama malesef ben monoton konuşulunca refleks olarak dinlememeye başlıyorum. seneler önce toefl yaparken de listening bölümünü dinleyememiştim sıkıntıdan.
sabredin, görüşme en fazla 20 dakka sürecek ve randevuyu alacaksınız.
2-evrak toplamak. bir yere gitmeye karar vermeden önce bunu düşünüp yılmak çok mümkün. sizin ülkenize yerleşmeyi düşünmüyorum, bak burda malım mülküm işim annem babam sevgilim ve bir de babamın banka cüzdanı var. ne kadar para harcamayı mı düşünüyorum, haha çok tatlısınız.
3-randevu günü. bugüne psikolojik olarak hazırlanılmış olunmalı, b vitamini takviyesi yapıp çelik gibi sinirlerle koyun gibi güdüldüğümüz vize bölümüne gidilmeli. gittiğim konsolosluğun vize bölümü tamamen toplama kampı havasında dizayn edilmişti, özellikle de kraldan çok kralcı memurla görüştüğümüz oda, tıpkı bir gaz odası. şaşırtmalı sorular, tekrar edilen sorular, evraklar sonuna kadar bakılmadan sorulan sorular. bunlara evde çalışın.
4-vizenizi alın ve bir sonraki vizeye kadar alnınızdaki terleri silin.
sabredin, görüşme en fazla 20 dakka sürecek ve randevuyu alacaksınız.
2-evrak toplamak. bir yere gitmeye karar vermeden önce bunu düşünüp yılmak çok mümkün. sizin ülkenize yerleşmeyi düşünmüyorum, bak burda malım mülküm işim annem babam sevgilim ve bir de babamın banka cüzdanı var. ne kadar para harcamayı mı düşünüyorum, haha çok tatlısınız.
3-randevu günü. bugüne psikolojik olarak hazırlanılmış olunmalı, b vitamini takviyesi yapıp çelik gibi sinirlerle koyun gibi güdüldüğümüz vize bölümüne gidilmeli. gittiğim konsolosluğun vize bölümü tamamen toplama kampı havasında dizayn edilmişti, özellikle de kraldan çok kralcı memurla görüştüğümüz oda, tıpkı bir gaz odası. şaşırtmalı sorular, tekrar edilen sorular, evraklar sonuna kadar bakılmadan sorulan sorular. bunlara evde çalışın.
4-vizenizi alın ve bir sonraki vizeye kadar alnınızdaki terleri silin.
Cuma, Nisan 25
ceymi
şurda müzik zevki olan bi kaç kişiyiz, onlardan 2si ellerinden öpmeye yanına gelio ceymiciğim, yavrucuğum, fıkır fıkır fıkırdama gel bana gel.
klip muhteşem olmuş, at gibi kadın var, at gibi kadını sevmek var şu tatlı kısa hayatta.
(ünlü dune duası korkularımızla yüzleşmemizi söylüyor, ben de yüzleşiyorum gitmeden: yüce rabbim bloga ayaklarımın ya da ayakkabılarımın resimlerini koyacak bir state-of-mind'dan beni uzak tut, amen.)
Perşembe, Nisan 24
la-la land
Cumartesi, Nisan 19
Salı, Nisan 15
ekinezya
"ekinezya - bağışıklık sistemi - iyi fikir," dedim ctesi eczanede göz damlamı alırken, son 3 gündür de içiyorum. dün akşam dilimdeki metalik tat ve yanma sinirimi yıpratmış internette "acaba bana yine ne oluyor" diye aranıyordum, neler neler buldum, b vitamini eksikliğinden demir eksikliğine oradan strese uzanan uzun bir yol. yatağa yattım uyumak üzereyken beynimdeki o bastırdığım ses "sen hasta değilsin, son 3 gündür neyi farklı yapıyorsun düşün" dedi. ekinezya. yan etkilerini şöyle alıntılamak isterim: It should tingle, slightly numb the tongue and taste metallic which is a sign that the immune tissue situated under the tongue is being stimulated (this effect is stronger in the botanical species Echinacea Angustifolia than Echinacea Purpurea). This tingling assures the user that the Echinacea has the required potency. kaliteli ekinezya kullanıcısı olmanın yan etkileri.
Cuma, Nisan 11
Perşembe, Nisan 10
total recall
dünyadaki tüm bu vodvilin, bu başı dönmüş sirkin salt bir çiftleşme dansı olduğuna inanmaktan başka bir seçeneğimiz yoksa neden Freud'un takipçisi olmayalım? yahudilerin yakılmalarının, verilen oyların, kaptanların dümenlerini çevirmelerinin ve kadınların konken oynamalarının, kızların edebiyat, erkeklerin mühendislik okumalarının ardındaki sebep ya gerçekten de Genital ise? şehirler, paragraflar ve şiirler, yarışmalar, savaş taktikleri, metafizik, suda bitki yetiştirme, sendikalar ve üniversiteler varlıklarını insanlığın bu basit özlemine, zavallı küçük coitus'a borçluysa? galaksi-ötesi bir turiste kim "bizim gezegenimizde erkek ve dişiler çiftleşir. dahası bundan zevk de alırlar. ama çeşitli nedenlerle bunu istedikleri zamanda, istedikleri yerde ve istedikleri kişiyle yapamazlar. yani etrafta gördüğünüz tüm bu koşturmacanın nedeni bu," demekten keyif almaz ki?
Pazar, Nisan 6
immanence
to see a world in a grain of sand,
and a heaven in a wild flower,
hold infinity in the palm of your hand,
and eternity in an hour.
and a heaven in a wild flower,
hold infinity in the palm of your hand,
and eternity in an hour.
Çarşamba, Nisan 2
Pazartesi, Mart 31
yeni başlayanlar için romantizm
romantizm inanılmaz sıkıcı olduğundan heralde (romantik şiiri alıp romana vurmak, kenny g duyunca kulaklarımdan kan gelmesini istiyorum da diyebilirim) eğlenceli bir hale gelince seviyorum. evet.
neyse bugün sliding doors u uzun zamandır ihmal ettiğimi fark edip izledim. sonra da sevdiğim romkom high fidelityden esinlenip bir liste yapmak istedim, yapıyorum. i.e. yarın eleştiri sunumum var nereye kadar kaçabilirim, deneyip görelim.
1- 4 weddings and a funeral
2- pride and prejudice - bbc version
3- pretty woman
4- high fidelity
5- when harry met sally
6- bridget jones' diary
7- as good as it gets
8- groundhog day
buraya kadar kaçabiliyormuşum.
neyse bugün sliding doors u uzun zamandır ihmal ettiğimi fark edip izledim. sonra da sevdiğim romkom high fidelityden esinlenip bir liste yapmak istedim, yapıyorum. i.e. yarın eleştiri sunumum var nereye kadar kaçabilirim, deneyip görelim.
1- 4 weddings and a funeral
2- pride and prejudice - bbc version
3- pretty woman
4- high fidelity
5- when harry met sally
6- bridget jones' diary
7- as good as it gets
8- groundhog day
buraya kadar kaçabiliyormuşum.
Pazar, Mart 30
le reel/the aleph
On the back part of the step, toward the right, I saw a small iridescent sphere of almost unbearable brilliance. At first I thought it was revolving; then I realised that this movement was an illusion created by the dizzying world it bounded. The Aleph's diameter was probably little more than an inch, but all space was there, actual and undiminished. Each thing (a mirror's face, let us say) was infinite things, since I distinctly saw it from every angle of the universe. I saw the teeming sea; I saw daybreak and nightfall; I saw the multitudes of America; I saw a silvery cobweb in the center of a black pyramid; I saw a splintered labyrinth (it was London); I saw, close up, unending eyes watching themselves in me as in a mirror; I saw all the mirrors on earth and none of them reflected me; I saw in a backyard of Soler Street the same tiles that thirty years before I'd seen in the entrance of a house in Fray Bentos; I saw bunches of grapes, snow, tobacco, lodes of metal, steam; I saw convex equatorial deserts and each one of their grains of sand; I saw a woman in Inverness whom I shall never forget; I saw her tangled hair, her tall figure, I saw the cancer in her breast; I saw a ring of baked mud in a sidewalk, where before there had been a tree; I saw a summer house in Adrogué and a copy of the first English translation of Pliny -- Philemon Holland's -- and all at the same time saw each letter on each page (as a boy, I used to marvel that the letters in a closed book did not get scrambled and lost overnight); I saw a sunset in Querétaro that seemed to reflect the colour of a rose in Bengal; I saw my empty bedroom; I saw in a closet in Alkmaar a terrestrial globe between two mirrors that multiplied it endlessly; I saw horses with flowing manes on a shore of the Caspian Sea at dawn; I saw the delicate bone structure of a hand; I saw the survivors of a battle sending out picture postcards; I saw in a showcase in Mirzapur a pack of Spanish playing cards; I saw the slanting shadows of ferns on a greenhouse floor; I saw tigers, pistons, bison, tides, and armies; I saw all the ants on the planet; I saw a Persian astrolabe; I saw in the drawer of a writing table (and the handwriting made me tremble) unbelievable, obscene, detailed letters, which Beatriz had written to Carlos Argentino; I saw a monument I worshipped in the Chacarita cemetery; I saw the rotted dust and bones that had once deliciously been Beatriz Viterbo; I saw the circulation of my own dark blood; I saw the coupling of love and the modification of death; I saw the Aleph from every point and angle, and in the Aleph I saw the earth and in the earth the Aleph and in the Aleph the earth; I saw my own face and my own bowels; I saw your face; and I felt dizzy and wept, for my eyes had seen that secret and conjectured object whose name is common to all men but which no man has looked upon -- the unimaginable universe.
Borges
Borges
Cumartesi, Mart 29
Çarşamba, Mart 26
bıdı
(cicim ayları is officially over, ben de amma çok mıymıy aşk anlatmışım, aşkı biraz paranteze almak lazım.)
bir şeyi yapıyor olmaya ikna olmamak, mesela vejeteryansın ve vejeteryan olmak için 100 sebep bulup yazıyorsun, sayıyorsun ama bunu niye yapıyorsun, yapma, ye işte eti orta pişmiş, kanı gitmemiş. veya işte stupidly in love biri sorabilir beni sevmek için 5 sebep say diye, bu soruyu duyduğun anda neden sevdiğini ciddi ciddi düşünebilirsin artık. sen, sen, sen. kimle konuşuyorum, kendimle. retorik sorular. entelektüel endişeler: film festivali için 3 tanecik bilet aldım, oysa hiç almamaya karar vermiştim. bu film izleme kaygısı beni cidden çok yoruyor, bir süre sonra filmi izlemiyorum, görevini yerine getirmiş olmanın verdiği huşuyla bir kağıda çentik atıyormuşum gibi oluyorum veya -dum. olmasın diye uğraşıyorum. tabii gidip bilet kalmadığından avucunu yalamak bu sinema delisi şehirde çok mümkün. bugün hava çok sıcak ve serindi aynı anda. lodosun verdiği uykunun ilk dersin ninni dinliyorum aldanışıyla birleşince diğer derse gitmeden tramvaya binip sirkeciye gittim. tramvay deneyimi travmatik oldu, unutmak istiyorum. yaşasın kişisel arabalar, yaşasın trafik. her neyse borsa da güzel mamalar yedim sonra da biraz dükkan gezerken ali muhiddin hacıbekir le göz göze geldik. sonra içerdeydim, sonra lokum alıyordum: kahveli, zencefilli, naneli, ve tabii tarçınlı. pişmaniye onu almam için yalvardı, almadım, pişmanım. badem ezmesinden bahsetmeyelim bile.
bir şeyi yapıyor olmaya ikna olmamak, mesela vejeteryansın ve vejeteryan olmak için 100 sebep bulup yazıyorsun, sayıyorsun ama bunu niye yapıyorsun, yapma, ye işte eti orta pişmiş, kanı gitmemiş. veya işte stupidly in love biri sorabilir beni sevmek için 5 sebep say diye, bu soruyu duyduğun anda neden sevdiğini ciddi ciddi düşünebilirsin artık. sen, sen, sen. kimle konuşuyorum, kendimle. retorik sorular. entelektüel endişeler: film festivali için 3 tanecik bilet aldım, oysa hiç almamaya karar vermiştim. bu film izleme kaygısı beni cidden çok yoruyor, bir süre sonra filmi izlemiyorum, görevini yerine getirmiş olmanın verdiği huşuyla bir kağıda çentik atıyormuşum gibi oluyorum veya -dum. olmasın diye uğraşıyorum. tabii gidip bilet kalmadığından avucunu yalamak bu sinema delisi şehirde çok mümkün. bugün hava çok sıcak ve serindi aynı anda. lodosun verdiği uykunun ilk dersin ninni dinliyorum aldanışıyla birleşince diğer derse gitmeden tramvaya binip sirkeciye gittim. tramvay deneyimi travmatik oldu, unutmak istiyorum. yaşasın kişisel arabalar, yaşasın trafik. her neyse borsa da güzel mamalar yedim sonra da biraz dükkan gezerken ali muhiddin hacıbekir le göz göze geldik. sonra içerdeydim, sonra lokum alıyordum: kahveli, zencefilli, naneli, ve tabii tarçınlı. pişmaniye onu almam için yalvardı, almadım, pişmanım. badem ezmesinden bahsetmeyelim bile.
Pazar, Mart 23
Pazar, Mart 16
fin
"Hayatınıza yeni ve lüzumsuz insanlar dadanıyor. Ortak geçmişiniz ve hiçbir şeyiniz olmayan insanlar. Sizi tanımayan; tanımasına imkân ve ihtimal olmayan insanlar. Bence bir insanın hayatına otuz yaşından sonra yeni insan girmesi, inanılmaz güç.
[...]
Bu ne mene bir konfordur insan hayatında. Avucunun içi gibi bildiğin insanlarla konuşmak, onlarla olmak. Yeni insanlarla bitmek bilmeyen engebeler, güven sınavları, yanlış anlamalar, anlaşamamalar; bir dolu iletişim sorunu... Otuzundan sonra olmuyor, çekilmiyor.
Herkesin hayatında vakit hırsızları vardır. Bir bakarsınız telefon etmiş ve temiz bir yarım saatinizi göz göre göre araklamışlar. Konuşmanın özeti şudur: NE KESTİN KOÇ, NE YEDİN HİÇ. Hayatınızda biri vardır: Bir sevgili, bir koca, bir 'karşı' cins olayı. Didişe didişe bir haller olursunuz.
Yaşam enerjiniz bilekleriniz kesilmiş de, toprağa akıyorcasına, ruhunuzun damarlarından çekilir gider. İnanılmaz bir negatiflikle baş etmek durumunda kalırsınız. Gözünüzün ışıltısı kaybolur, ruhunuz daralır çeker. Münakaşadan geçilmemektedir ortalık. Birbirinizin cinini tepesine çıkartmaktasınız.
Beraberliklerin iptila yaratan bir yanı da var. Tabii güç, bir ilişkiyi koparıp atmak.
Ama olan size olur. Keyif almak nedir hayatta, unutur gidersiniz. Tüm yaşam enerjiniz kubura boşalmakta gibidir; kanalizasyonlardan akıp gitmektedir.
Bir bahar temizliği için çanlar çalmakta.
Lüzumsuz insanları kapının önüne koymak için.
Onlarla geçirdiğiniz zaman zarfında, vakit kaybettiğinizi hissettiğiniz herkes fuzulidir. Hayatınızda 'fuzuli işgal' yapmaktadır. Masayı doldurmakta; ama sizi aç bırakmaktdır. Ruhunuzu didip enerjinizi yok etmektedir.
Sizi sıkanları, anlamayanları, alışamayanları, yeni olup da yoranları, okuyamayanları, yol yakınken kapının önüne koyun."
Perihan Mağden
[...]
Bu ne mene bir konfordur insan hayatında. Avucunun içi gibi bildiğin insanlarla konuşmak, onlarla olmak. Yeni insanlarla bitmek bilmeyen engebeler, güven sınavları, yanlış anlamalar, anlaşamamalar; bir dolu iletişim sorunu... Otuzundan sonra olmuyor, çekilmiyor.
Herkesin hayatında vakit hırsızları vardır. Bir bakarsınız telefon etmiş ve temiz bir yarım saatinizi göz göre göre araklamışlar. Konuşmanın özeti şudur: NE KESTİN KOÇ, NE YEDİN HİÇ. Hayatınızda biri vardır: Bir sevgili, bir koca, bir 'karşı' cins olayı. Didişe didişe bir haller olursunuz.
Yaşam enerjiniz bilekleriniz kesilmiş de, toprağa akıyorcasına, ruhunuzun damarlarından çekilir gider. İnanılmaz bir negatiflikle baş etmek durumunda kalırsınız. Gözünüzün ışıltısı kaybolur, ruhunuz daralır çeker. Münakaşadan geçilmemektedir ortalık. Birbirinizin cinini tepesine çıkartmaktasınız.
Beraberliklerin iptila yaratan bir yanı da var. Tabii güç, bir ilişkiyi koparıp atmak.
Ama olan size olur. Keyif almak nedir hayatta, unutur gidersiniz. Tüm yaşam enerjiniz kubura boşalmakta gibidir; kanalizasyonlardan akıp gitmektedir.
Bir bahar temizliği için çanlar çalmakta.
Lüzumsuz insanları kapının önüne koymak için.
Onlarla geçirdiğiniz zaman zarfında, vakit kaybettiğinizi hissettiğiniz herkes fuzulidir. Hayatınızda 'fuzuli işgal' yapmaktadır. Masayı doldurmakta; ama sizi aç bırakmaktdır. Ruhunuzu didip enerjinizi yok etmektedir.
Sizi sıkanları, anlamayanları, alışamayanları, yeni olup da yoranları, okuyamayanları, yol yakınken kapının önüne koyun."
Perihan Mağden
Pazartesi, Mart 10
bobo hobo
hobi. söylenişi bile bir saçma. hobi hobi hobi. etimolojisine bakalım: hobby ingilizce küçük at ya da midilli demekmiş, zamanla çocukların oyuncak atına ve oradan da sevilen boş zaman aktivelerine verilen isme dönüşmüş. bir yere varmayan aktivite diye not düşülmüş.
geçen hafta cian ve ipiyle yürürken insanlar ve hobilerinden söz ediyorduk, ipi "böyle şeyler yapmayan bi biz varız," dedi.
düşündüm, en büyük hobim saç uzatmak. sinema müzik kitap bir hobi olamaz, olmamalı, beni ben yapan şeyler karakteristiğim olabilir, üzerime eklenmiş bir parça değil.
neyse, hobi bobi derken pazarımı hobisi olan biriyle geçirmenin ağırlığı altında ezildim. "off road" bunlardan biri. diğerleri motor, scuba, yelken, surf ve kesin benim bilmediğim ve düşüncesi bile yoran aktiviteler. hobisi olan sevgilim var diye hava da atıyorum üstelik. nasıl biri sorusuna hobileriniz nelerdir sorusuna verecek cevabı olan biri diyebilirim mesela. oh tanrım.
neyse işte bindik 4x4e, ağvaya gidiyoruz, yolda yeşillik ve tepelik alan görürsek girip bence son derece anlamsız şeyler yapıyoruz. ki aslında eğlendim de, itiraf etmeliyim. pazar günlerini yasta geçiren ben için çok renkliydi ve hobiliydi.
anladım ki hobi fobim var, korkuyla mücadelede büyük adım.
geçen hafta cian ve ipiyle yürürken insanlar ve hobilerinden söz ediyorduk, ipi "böyle şeyler yapmayan bi biz varız," dedi.
düşündüm, en büyük hobim saç uzatmak. sinema müzik kitap bir hobi olamaz, olmamalı, beni ben yapan şeyler karakteristiğim olabilir, üzerime eklenmiş bir parça değil.
neyse, hobi bobi derken pazarımı hobisi olan biriyle geçirmenin ağırlığı altında ezildim. "off road" bunlardan biri. diğerleri motor, scuba, yelken, surf ve kesin benim bilmediğim ve düşüncesi bile yoran aktiviteler. hobisi olan sevgilim var diye hava da atıyorum üstelik. nasıl biri sorusuna hobileriniz nelerdir sorusuna verecek cevabı olan biri diyebilirim mesela. oh tanrım.
neyse işte bindik 4x4e, ağvaya gidiyoruz, yolda yeşillik ve tepelik alan görürsek girip bence son derece anlamsız şeyler yapıyoruz. ki aslında eğlendim de, itiraf etmeliyim. pazar günlerini yasta geçiren ben için çok renkliydi ve hobiliydi.
anladım ki hobi fobim var, korkuyla mücadelede büyük adım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




