
Pazartesi, Şubat 9
remembrance of things past

Salı, Şubat 3
III.

Cuma, Ocak 30
in treatment

Cumartesi, Ocak 24
Pazar, Ocak 18
Perşembe, Ocak 15
wisdom
Salı, Ocak 13
no thanks

Cuma, Ocak 9
Perşembe, Ocak 8
1 hafta

Pazartesi, Ocak 5
Pazar, Ocak 4
Çarşamba, Aralık 31
Çarşamba, Aralık 24
baby, it is cold outside

Pazar, Aralık 21
Perşembe, Aralık 18
Salı, Aralık 16
Pazartesi, Aralık 15
Pazar, Aralık 14
bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim

havalanıyor gibi gözlerin yerlerinden
ve sanki bir öpüşle kapanmış ağzın yeni.
benim ruhumla dolu bütün nesneler gibi
yine benim ruhumla yükselirsin her şeyden.
ruhuma benziyorsun, düş kelebeğim benim,
karasevda sözüne benziyorsun tıpkı sen.
seviyorum susmanı, uzaklıklar gibisin.
inler gibisin hem de, kuğuran kelebeğim.
işitiyorsun beni sesim sana varmadan:
senin sessizliğinle ben de susayım derim.
seninle konuşayım o senin yüzük gibi
yalın sessizliğinde, o lamba gibi parlak.
gece gibisin sen de sessiz, yıldız içinde.
sessizliğin bir küçük yıldızdır senin, uzak.
seviyorum susmanı, yokluk gibidir çünkü.
öyle uzak, acılı, ölüp gitmiş gibi sen.
yeter o zaman bir söz, bir gülümseyiş bile,
sevinirim, başka şey yok öyle sevindiren.
Cumartesi, Aralık 13
yüreğimde bir delik/ of love and squalor

Cumartesi, Aralık 6
betty draper

Cuma, Aralık 5
walden

çöp

Salı, Aralık 2
mad men
Pazartesi, Aralık 1
ve sonra

Cumartesi, Kasım 29
önce

Perşembe, Kasım 27
senyör çokonat*a gittim gelicem
Pazartesi, Kasım 24
Pazar, Kasım 23
lodos ve rakı
Cumartesi, Kasım 22
lodos
Cuma, Kasım 21
interpretation is the revenge of the intellect upon art*
a self-deprecating laughter

Salı, Kasım 18
portakalı soymak

Pazartesi, Kasım 17
Pazartesi, Kasım 10
so far so good
Cuma, Kasım 7
rüya kayıtları

Bu rüyayı yazmayı tam bitirmek üzereyken bilgisayar tarihinin ilk mavi ekranını verdi. Zaten hatırlaması zor, ama kayda değer.
Kişisel alice harikalar diyarında rüyam diyebiliriz bu rüyaya. Ayağımda kayaklar var, neden var hiç bilmiyorum. Burası yüksek tavanlı kocaman bir salon, viktoryen dönemden. İçerdeki mobilyalar da beyaz. Fonda bir tını varsa eğer bu inland empire’daki polish poem. Salonun zemini kar. Herkes kayıyor, bense senelerdir kayak yapmadığım için biraz düşünceliyim. Sonra bir süre kaydıktan sonra, dresuarı geçip ayaklı bir saatin yanına geliyorum. Yanımda hiç tanımadığım bir erkek var. Bu erkeğin yüzü yumuşak hatlı, saçları dalgalı. Bir yandan sensin, bir yandan değilsin. Sanki bütün erkeklerin epitomu gibi biri. Yanında durduğumuz bu saat nedense çok önemli. Elimdeyse bir kitap var, bu odada yaşadıklarımı anlatan, resimleyen. Tam da böyle olmadı aslında diyorum. Ama inanılmaz esrarengiz geliyor elimdeki kitabın beni anlatıyor olması. Hatta tekinsiz diyelim. Tanıdık ama yabancılaşmış. Odadaki herkes huzurlu, her şey yavaş akıyor. Bense bu kadar beyaz bir yerde olmanın anlamını çözmeye çalışıyorum.




















